Mart 30

E-Devlet, E-Ticaret, E-Dergi ve Yasal Düzenlemeler Üzerine Düşünceler

Uzunca bir süredir, bilgisayarlar aracılığı ile üretilen yazılı belgeler kağıt aklığına düşen mürekkep ile amansız bir savaş içersinde. Bürokrasinin en fazla hissedildiği ülkemiz Adalet sistemi dahi 2013 yılı itibariyle UYAP (Ulusal Yargı Ağı Projesi) üzerinden dava ve icra takibi açılması, açılan dava ve takiplerin yine, sistem üzerinden cevaplanması konusunda yönlendirmede bulunuyor[1]. Öyle ki; tecrübe ettiğimiz kadarıyla mahkeme dosyasına girmek üzere hazırlanan her türlü evrak öncelikle adliyelerde bulunan tarama merkezlerinde sanal ortama aktarılmakta, takiben fiziken dosyasına yerleştirilmekte. Kağıtsız ortama geçiş sürecinin sancıları bir yana bırakılacak olursa, Devletimizin kağıtsız ortama verdiği destek ortada.

Kağıt bürokrasinin en büyük dostu olmuş, geride bıraktığımız yıllarda. Yazılan ancak bir türlü cevabı dönmeyen müzekkereler, yollarda kaybolan muhabere evrakı ve daha nice sıkıntılar, bugün UYAP sistemi üzerinden birkaç dakika içersinde ortadan kalkmakta. Evrak sanallaştıkça süreçler hızlanmakta ve (şimdilik) daha güvenli saklandığı kabul olmakta.

Uyap

Bizim tecrübe ettiğimiz kağıtsızlık sendromunu bir yana bırakalım, bugün sanal ve fiziki evrak rekabetine, biraz da dergi yayıncılığı açısından bakalım istiyorum. 2012 yılının son günlerinde Amerika’nın ünlü haber dergisi Newsweek, 2013 yılından itibaren yalnızca elektronik ortamda yayın yapacağını açıkladı.[2] Bu kararın iktisadi açıdan olumlu, olumsuz sonuçlarını ilerleyen zamanda tecrübe edeceğimiz muhakkak, ancak yayıncılık sektörü açısından bakıldığında; fiziki olarak satılan gazete sayısı ile internet üzerinden gazete sitelerinin tıklanma oranları karşılaştırıldığında da, terazi kefesinin hızlı bir şekilde ters yönde ağırlaştığı görülmekte[3]. Bir grup muhalif; ‘ne dokunuşu ne kokusundan vazgeçerim; hissetmek gerek’ diye dursun, genç nesil dergiyi kitabı tablet bilgisayarlarda aramaya çoktan alışmış durumda.

Gelelim konunun hukuki boyutuna, Türkiye’de dergi çıkartacağınız zaman Basın Kanunu mevzuatı kapsamında hareket etmek ve Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirimde bulunmak[4] gibi bir takım yükümlülüklere tabisiniz. Tek derdiniz tabi ki bu değil, dergileri reklam gibi önemli bir destekten yoksun bırakmak da mümkün olmayacağına göre; basılı mecranın reklam yayını açısından tabi olduğu mevzuat ile de yakından ilgili olacağınızı söylemek yanlış olmaz.

Öte yandan, dergi nevinden yayını tamamen ticari amaçla düşünüyorsanız sadece mal/hizmet satım/sağlama gayesi ile bu tür bir işe girişiyorsanız, bu fikrinizi bir kez daha gözden geçirmenizde yarar olabilir. Çünkü, ticari metanın satım ve pazarlaması gayesine özgülenmiş bir yayından bahsettiğinizde; Ticaret Kanunu, Fikri ve Sınai Eserler Hakkında Kanun, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Rekabet ve diğer bağlı mevzuata da uygun hareket etmeniz gereği gündeme gelecektir.

Dergi

Konuyu biraz daha karmaşık hale getirecek bir örnek üzerinden değerlendirelim. Diyelim ki; siz e-ticaret piyasasına taze kan olmak istiyorsunuz, yatırım, tedarik, bağlantı sıkıntılarınız yok. Web sitenizin tasarımı hazırlandı, elektronik ortamda para transferi süreciniz hazır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) yeni düzenlemeleri gereği tek kişiden teşekkül dahi olsa şirketiniz kuruldu[5], gerekli bildirimler ve vergi açılışı yapıldı. Yine, TTK gereği web sitesi kurma zorunluluğuna bağlı bilgiler kamuyla paylaşıma açık hale getirildi[6], hatta kayıtlı elektronik posta başvurusunda bile bulunuldu artık genel düzenlemelerle tamamen uyumlu, nur topu gibi bir e-ticaret şirketiniz var.  Satışı yapılacak ürünlerin fiyat, adet, marka bildirimlerini rekabet hukuku ve tüketici hukuku düzenlemeleri ile uyumlu hale getirdiniz, sitenizde yer alan görselleri de fikri haklar hukuku kapsamında ihlal yaratmayacak şekilde yayınlamaktasınız.  Hatta sitenizde yer alan içerik de 5651 sayılı Kanun ile de uyumlu. Buraya kadar her şey yasal düzenlemelere uygun ancak hemen sevinmeyin. İçerik arttıkça, ticaretin boyutunu büyüdükçe tabi olduğunuz düzenlemeler de aynı oranda artmakta.

e-ticaret

Örneğin; sayfanız üzerinden satışa sunduğunuz ürünleri sadece görselleri ve fiyatları ile duyurmanın ötesinde; röportajlarla süsleyerek, reklam alarak ve belki biraz da güncel ve faydalı bilgi ile süsleyerek yani aslında dergi aracılığı ile duyurmak istiyorsunuz. Bu durumda az evvel bahsettiğimiz düzenlenmeleri de göz önüne almanız gerekecek.

Ancak bu dergiyi takipçileriniz/müşterileriniz ile sanal ortamda paylaşmak, sitenize kayıtlı e-posta adreslerine iletmek[7] ya da sayfanızdan indirilebilir hale getirmek isterseniz; yakın zamanda yasalaşması beklenen mevzuat ile de uyumlu şekilde hareket etmek ve e-posta adres bilgilerini izin ile toplayıp, bu verileri uygun ve güvenli şekilde saklayıp, talep halinde silmek konusunda da hassas davranmanız akılcı olacaktır.

Ayrıca, site içersinde indirilebilir hale getirdiğiniz derginin başlı başına 5651 sayılı kanun düzenlemelerine uygun olmasına da özen göstermeniz gerekecektir. Zira, 5651 sayılı İn­ter­net Or­tamın­da Ya­pı­lan Yayn­la­rın Dü­zen­len­me­si ve Bu Ya­yın­lar Yo­luy­la İş­le­nen Suçlar­la Mü­ca­de­le Edil­me­si Hakkın­da Ka­nun’ yürürlüğe girdiği 2007 yılı itibariyle on binlerce internet yayınına erişimin engellenmesine sebebiyet vermiş, altı yıl gibi kısa bir sürede ifade özgürlüğüne dokunan (yoruma açık 8. madde[8] düzenlemesi) boyutu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden ‘Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır.’ tescili almaya layık görülmüştür[9].

5651_kanun

Fikir ve ifade özgürlüğünün filizlendiği son topraklar da, aslında görünmez tellerle çevrelenmekte. Değil internet, fezaya dahi gidilse beyinde sınır durdukça yenilik ve buluşların da o algının gölgesinde şekilleneceği muhakkak. Bu yüzden, ifade  hürriyetini engellemeyen, ekonomik ve kişisel gelişimi destekleyen, herkesin sahip olduğu, engellenemez bir  insan hakkı olarak interneti algılamak, kesintisiz ve ücretsiz erişimi mümkün kılmak gerekmekte.  Yoksa, düzenlemelere boğmak, kalıplara sokmak ve bu kalıpların dışına çıkan her tür yeniliği yadırgayıp, önüne geçmek, öngörülemez halleri cezalandırarak hareket etmek, çağın en büyük icadını, beynin algsına ve yer yer göreceli adap kurallarına hapsetmek anlamına gelir ki; bu da ne yazık ki bir çağa daha seyirci kalmamız anlamına gelir.


[1] UYAP vatandaş portalına bu uzantıdan ulaşabilirsiniz: http://bit.ly/1552sH8
[2] Newsweek internet üzerinden yayın hayatına devam edeceğini duyurdu: http://bit.ly/YeEF1Z
[3] Bilişim Dergisi 126. sayı s. 88- 93 konuya ilişkin istatistik bilgilere yer alıyor.
[4] Zorunlu bilgiler başlıklı m. 4: ”Her basılmış eserde, basıldığı yer ve tarih, basımcının ve varsa yayımcının adları, varsa ticarî unvanları ve işyeri adresleri gösterilir… Haber ajansı yayınları hariç her türlü süreli yayında, ayrıca yönetim yeri, sahibinin, varsa temsilcisinin, sorumlu müdürün adları ve yayının türü gösterilir.”  Sorumlu müdür başlıklı m. 5: ”Her süreli yayının bir sorumlu müdürü bulunur… ” Beyanname verilmesi başlıklı m. 7: ” Süreli yayınların çıkarılması için, kaydedilmek üzere yönetim yerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılığına bir beyanname verilmesi yeterlidir….”
[5] TTK m. 338: ‘Anonim şirketin kurulabilmesi için pay sahibi olan bir veya daha fazla kurucunun varlığı şarttır.’
[6] TTK m. 1524: ‘Her sermaye şirketi, bir internet sitesi açmak, şirketin internet sitesi zaten mevcutsa bu sitenin belli bir bölümünü aşağıdaki hususların yayımlanmasına özgülemek zorundadır…..’
[7] Uzun yıllardır yasalaşması beklenen Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında değerlendirildiğinde izinli pazarlama sistemi ile kişilerin elektronik posta adresleri saklanabilir ve talepleri ile silinebilir. Bu nedenle tüketicinin aydınlatılmış onamı olmaksızın ya da üyelikten ayrılması için gerekli kolaylık sağlanmaksızın kurulacak bir pazarlama sistemi, ilgili tasarıların kanunlaşması ile batıl kalacaktır.
[8]5651 m. 8: ‘İn­ter­net or­ta­mın­da ya­pı­lan ve içe­ri­ği aşa­ğı­da­ki suç­la­rı oluş­tur­du­ğu hu­su­sun­da ye­ter­li şüp­he se­be­bi bu­lu­nan ya­yın­lar­la il­gi­li ola­rak eri­şi­min en­gel­len­me­si­ne ka­rar ve­ri­lir:
a) 26/9/2004 ta­rih­li ve 5237 sa­yı­lı Türk Ce­za Ka­nu­nun­da yer alan;
1) İn­ti­ha­ra yön­len­dir­me (mad­de 84),
2) Ço­cuk­la­rın cin­sel is­tis­ma­rı (mad­de 103, bi­rin­ci fık­ra),
3) Uyuş­tu­ru­cu ve­ya uya­rı­cı mad­de kul­la­nıl­ma­sı­nı ko­lay­laş­tır­ma (mad­de 190),
4) Sağ­lık için teh­li­ke­li mad­de te­mi­ni (mad­de 194),
5) Müs­teh­cen­lik (mad­de 226),
6) Fu­huş (mad­de 227),
7) Ku­mar oy­nan­ma­sı için yer ve im­kân sağ­la­ma (mad­de 228) suç­la­rı.
b) 25/7/1951 ta­rih­li ve 5816 sa­yı­lı Ata­türk Aley­hi­ne İş­le­nen Suç­lar Hak­kın­da Ka­nun­da yer alan suç­lar…’
[9] İlgili haberin ayrıntılı yorumuna http://bit.ly/ZtBX8z adresinden ulaşabilirsiniz.
Şubat 25

E- Kimlik Uygulamasi ve Düsündürdükleri

490-254Devletimizce yürütülen ve 3 yıl içersinde tüm nüfusun kullanımına sunulacak olan E-kimlik projesi yıl sonunda gerçekleşen bütçe görüşmelerinden sonra 2013 yatırım programında da yerini aldı. 10 yıllık kullanım ömrüne sahip, polikarbon materyalden oluşan, temaslı ve temassız çip içeren ve uluslararası standartlara uygun, en gelişmiş güvenlik öğelerini içinde barındıran[1] kimlik kartları sadece nüfus bilgilerine ulaşmak için kullanılmayacak; bunun yanı sıra devlet işlerinde, sağlık hizmetlerinde, yüksek öğretimde, finans işlerinde ve adli işlemlerde de kullanılacak. Oy kullanmak, yurt dışına çıkmak[2], paralı yollardan geçmek ya da toplu taşıma araçlarının kullanım ücretini karşılamak için de kimlik kartı araç olacak.

Bu uygulama sizlerin önceden duyduğu bir haber olabilir ancak E-Kimlik projesini anlamak için projenin artı ve eksilerini, sağlayabileceği fayda ve içinde barındırdığı muhtemel riskleri değerlendirmekte yarar görüyoruz.

Projenin akla ilk gelen faydası mekan, zaman, bürokrasi gibi sınırlamalara son verebilecek olması. Bu hali ile size km’lerce uzak mesafede bulunan bir devlet kapısında saatlerce beklemek ve belki de eve eli boş dönmek durumunda kalmayacak, sizin için o çok değerli belgeye belki de birkaç dakika içersinde ulaşmış olacaksınız. E devlet projesi kapsamında yer alan diğer tüm sistemler de dahil, toplu bilgiye hızla erişme imkanına kavuşacaksınız.

Yalnız bu noktada sistemin muhtemel eksi yönleri açısından bir parantez açmak uygun olacaktır. Bizlerin erişimine açılan bir portalın kolaylıkla bu işin ustası başka kişilerce, biz açıyormuşçasına açılması ve içeride toplanmış bilgilerimize erişilip, bunların başka alanlara kopyalanması/depo edilmesi ve neticeten bu bilgilerin sızması ihtimali[3] olmadığını düşünmek ne kadar doğru olur?  Kaldı ki, alınacak güvenlik tedbirlerinin de ne kadar başarılı olacağı tartışmalıdır.

Hatırlarsanız 2010 yılı ortalarında 70 milyon vatandaşın verileri çalınmış ve bu veriler kullanılarak hazırlanan yazılım programı marifeti ile milyonlarca lira haksız kazanç sağlanmış ve 600 avukatın söz konusu soruşturmada ifadesi alınmıştı.[4] Yine ülkemizde faaliyet gösteren REDHACK adlı internet korsanları da; 2012 yılı itibariyle Emniyet Müdürlükleri internet sitelerini çökertmiş, İç İşleri Bakanlığı sayfasında mesaj yayınlamış TSK, Dış İşleri Bakanlığı ve YÖK veritabanında saklanan dosyaları ele geçirerek kamuyla paylaşmıştır.[5] [6]

Sistemin sıkıntı yaratabileceğini düşündüğümüz bir diğer noktası da; vatandaşın kişisel verilerinin tamamına, kısa bir sürede ve her yerden ulaşılabilmesi imkanı tanıyor olmasının sistem kullanıcıları açısından doğurabileceği muhtemel zararlardır. Vatandaşın paylaşmaktan imtina ettiği değer ve verilerin sistem kullanıcısı kişilerce görülmesi ve hatta durumları nedeniyle yargılanmalarına ya da yanlı muamelelere tabi tutulmalarına sebebiyet verebileceği açıktır. Aktarmak istediğimizi bir örnekle somutlaştırmak gerekirse; vatandaşa dair tutulan kayıtlarda kendisinin görmesi mümkün olmayan ancak kamu personeli sistem kullanıcısına tanımlanmış ekranda görünebilir şekliyle; adli sicili, mal varlığı dökümü, geçirilen mental ya da zührevi hastalıklar ile varsa kişiye ait özel notlar (dini, etnik ya da cinsel kimliği vb. gibi kişiyi sınıflandıran ve hatta ayrımcılık boyutuna ulaşabilen bilgiler)[7] kolaylıkla (yani usul ve esasları, sınırları yasa ile belirlenmeksizin) görünebilir kılınırsa, bu durumda vatandaşın işlemleri ile muhatap olan personelin de (insan olması münasebetiyle) tutum ve davranışlarında değişiklik görülmesi de ihtimal dahilinde değerlendirilmelidir. Bu durumun da devlet muamelelerinde eşitsizliğe sebebiyet verebileceği dikkatlerden kaçmamalıdır. Kaldı ki; ülkemiz de kara listeye alınmak kolay, çıkmak ise zordur.[8] Gizli bir ajanda kapsamında gerçekleşecek muhtemel fişlemelerin tarafımızca görünmeden ancak bu konuda bilgi toplayanlarca kolaylıkla saklanıp dağıtılabileceği de muhakkaktır. Oysaki Türkiye’de veri korunması 2010 yılında yapılan değişiklikle bir hak olarak anayasa da yerini almış olup[9] bu hali ile diğer tüm yasalarda öngörülen sair düzenlemelerin üzerinde olan bir korunmaya da sahiptir[10]. Kişisel verilerin korunabilmesi öncelikle verilerin toplanmasında sınır, amaç ile toplanan verilerin kullanımında sınır ile hesap verebilirlik, güvenliğin sağlanması[11] gibi konulara ilişkin esasların belirlenmesi ve pek tabi bu kapsam dahilinde gerekli yasal düzenlemelerin tamamlanarak kamuya duyurulmasını da beraberinde getirmektedir.

Konuyu, devletin açısından değerlendirdiğimizdeyse e-kimlik projesine para kaçırma, SGK’ya yönelen dolandırıcılık vakalarının önüne geçme gibi sebeplerden bahisle yola çıktığı anlaşılmaktadır.  E-devlet projesi kapsamında hali hazırda adres, tapu, araç sorgu, nüfus ve sağlık sistemleri devreye girmiş durumdadır. Bu sistemlerin birleştirilerek kullanılması halinde vatandaşa katma değer yaratacak projelerin sunulması da mümkündür.

Örnek vermek gerekirse; nüfus ve adres sistemlerinin birlikte kullanılması suretiyle belirli yaş üstünde ve yalnız yaşayan kişilerin sistem tarafından tespit edilmesi ve bu kişiler için Aile hekimi uygulamasının öncelikli ve meskenlerinde gerçekleşecek surette planlanması halinde yaşlı ve kimsesiz vatandaşlara sahip çıkılmış olunacaktır.[12]

Bildiğiniz üzere; SGK’nın kaçak ve suiistimalleri önlemeyi amaçladığı zorunlu e-reçete uygulaması bu yılın Ocak ayı ortalarında uygulanmaya başladı. E-reçete uygulaması kapsamında aile hekiminiz bilgilerinize ulaşmakta teşhis ve tedavinize yönelik ilacı ve dozunu sisteme girmekte eczane personelinin sistemdeki bilgileri sorgulayabilmesi için de size bir şifre vermekte, şifreyi vermenizi takiben ilaçlarınız sistemden sorgulanarak size sunulmakta. Esasen kağıt, kalem yani kısaca evrak kullanımını ortadan kaldırmak gibi tali amaçları da özünde taşıyan bu sistemin, yine elden takiple sisteme sokulan bir şifre marifetiyle işler olması hayli düşündürücü[13] öyle ki; şifrenin kaybedilmesi halinde ilacın alınamaması dahi söz konusu tabi bunlar da yeni bir sisteme geçişin sancıları olarak nitelendirilmelidir. Esasen sistemdeki bu aksaklığın çözümünde ilerleyen günlerde muhtemelen yeni kimlik kartımızda yer alan chipe büyük iş düşecek, kimlik kartımız kart okuyucu marifetiyle sistem ile ilişkilendirilecek ve neticeten artık kimlik kartı ile eczaneden ilaç almak da mümkün olacak. İşte tam da bu noktada, tedavinin gerçek anlamını düşünmek ve tartışmakta yarar görüyorum. Tedavi sizce sadece ilaçtan mı ibarettir? ilaç sadece destek değil midir? Bir hastalığı yenmenin ya da sağlıklı kalmanın esası sağlıklı beslenmek, egzersiz yapmak, kendine dikkat etmek değil midir? o halde örneğin; tahlillerinde kansız çıkan bir hastaya neden B12 vitamini yazılır da; niye kırmızı et yazılmaz. Bunu hiç düşündünüz mü? Soruyorum neden aile hekiminiz size beslenme reçetesi yazamaz, bilmediğinden mi? Düşünün emeklisiniz elinize geçen para ile vücudunuzun ihtiyaç duyduğu kırmızı et ihtiyacını gideremiyor, besinlerden elde etmeniz gereken temel gereksinimleri elde edemiyorsunuz. Ölmeye mi mahkumsunuz, aldığınız ilaçlar size ne kadar destek olur? Burada e-reçete uygulaması içersinde besin reçetesi de devreye girmeli ve gerektiği takdirde aile hekimi belirli sınırlar dahilinde et, yumurta, süt vb. temel gıdaları da reçetenize yazabilmeli.. Siz de bu reçete ile et balık kurumu ya da anlaşmalı marketlere gidip alışveriş yapabilmeli, katkı payınızı ödemek suretiyle temel gıdanızı temin edebilmelisiniz. Sağlık kurumlarında aldığınız tıbbi hizmetlerde olduğu gibi, devlet katkı payı yardımı ile temel besinlere ulaşılabilmeli. Bu fikrin uygulanması sizce çok mu zor ya da ütopik mi buldunuz? Yani sizce kimlik kartı üzerinde akbil/hgs/pasaport/banka kartı özelliklerinin olması gayet mümkün ama bu imkanın sağlanması olası değil mi? Esasen devletin[14] bu yeni uygulamalar açısından proje yarışmaları açarak vatandaşlarının ihtiyaçlarını belirlemesi ve çözüm üretmesi mümkündür.

Son olarak, e-devlet, uyap, mernis, takbis, e-pasaport, e-kimlik, e-recete ve nihayet keps yani elektronik tebligat… her şey internete girerken biz giremezsek ne olur? diye bir soru sormadan edemeyeceğim.. Tabi ki cevabı basit, sistem tek taraflı olur!  Vatandaş yine kuyruklarda bürokrasiye mahkum olur.

Bu ülkede kaç kişinin bilgisayar sahibi olduğunu biliyor musunuz?[15] Peki ya kaç kişinin bilgisayar okur-yazarı olduğunu hiç düşündünüz mü? Şimdilerde Fatih Projesi[16] ile çocukların okulda ve bir gözetmen/eğitmen eşliğinde bilgisayar ile tanıştırılması yönünde çalışmalar uygulanıyor, bu açıdan bakıldığında proje gerçekten ümit verici.  Pek tabi ki projenin uygulamada ortaya çıkan artı ve eksileri olabilir yazımızda bunların değerlendirmesine girerek asıl konudan sapmayacağız.

Devlete elektronik ortam üzerinden erişim konusunda düşündürücü bir diğer nokta da internete erişimin henüz ülkemizde bir hak olarak düzenlenmemiş olmasıdır. Devlet her ne kadar internet üzerinden hizmetlere erişimi tasarlamakta ve bu yönde somut adımlar atmaktaysa da unuttuğu bir gerçek daha vardır ki o da internet erişiminin hali hazırda ücretli olduğudur. Oysa ki BM,[17] internete erişimin bir insan hakkı olduğu yönünde görüş bildirmektedir. Ülkemiz de 24.10.1945 tarihi itibariyle BM’nin kurucu üyelerindendir[18]. Hal böyleyken ülkemiz mevzuatı ve uygulamalarının BM kararları ile uyum içinde olması gerektiği[19] gerçeği karşısında belirtmek isteriz ki; internete erişim bir hak olarak devlet güvencesi altında ve ücretsiz olmalı, Devletin sunduğu elektronik uygulamalara erişmek için uygun ortam sağlanmalı ve pek tabi her vatandaş açısından fırsat eşitliği de yaratılmalıdır.


[1] Konuya ilişkin haberin ayrıntılarına http://bit.ly/X9prNG adresinden ulaşabilirsiniz.

[2] Ülkemizde 01.06.2010 itibariyle Biyometrik pasaport uygulamasına gidilmiştir. Ancak uygulamaya konulacak çipli kimlik kartı ile ayrı bir pasaport bulundurma zorunluluğunun da ortadan kalkacağı belirtilmektedir.

[3] Bu konuda hatrı sayılır bir şöreti olan WikiLeaks, kaynaklarının gizliliğini koruyarak hükümetlerin ve diğer organizasyonların hassas belgelerini yayınlayan, İsveç merkezli bir uluslarararası organizasyondur. Ayrıntılı bilgiye http://bit.ly/X9F6wD adresinden ulaşabilirsiniz.

[4] Kamu kurumlarına ait internet sitesi veritabanlarına giren çete üyeleri 70 milyon Türk vatandaşının verilerine ulaşmıştı. http://bit.ly/ZE2O8f

[5] Redhack Hakkında ayrıntılı bilgiye http://bit.ly/XB5KfN adresinden ulaşabilirsiniz.

[6] Redhack benzeri Aktivist bit diğer grup Anonymous hakkında bilgiye http://bit.ly/13i2L2I adresinden ulaşabilirsiniz.

[7] Muhtemel bir fişleme işlemi varlığında bu tür özel not bölümleri oluşturulup paylaşımı amacıyla saklanması sağlanabilir. Polis devlet kuramları hiçbir zaman tamamen komplo teorileri olarak düşünülmemelidir. Gücünü bireylerden alan devlet kendi varlığını korumak adına bireyleri pek tabi yönetmek ve sürekli etkisi altında tutmak isteyecektir. Bu konularla ilgili detaylı bilgilere Devlet kuramı kitaplarından ulaşmanız mümkün.

[8]  Kredi kartı ve banka kredisini ödemeyen kişilere ait bilgilerin tutulduğu “kara liste”, Merkez Bankası’ndan Türkiye Bankalar Birliği’ne devredildi. http://bit.ly/13J3wxF

[9] Anayasa’nın Özel hayatın gizliliği başlıklı 20. maddesine 12.09.2010’da eklenen 3. fıkra ile Kişisel verilerin korunması hakkı anayasal bir hak olarak tanımlanmıştır. (Ek fıkra: 12/9/2010-5982/2 m.) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.

[10] Nitekim Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz (AY m. 11) ve Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz (AY m. 13)

[11] T.C. Kalkınma Bakanlığı “Veri Korumasında Geleceğe yönelik Açılımlar” Çalıştay Sonuç Raporu Eylül 2012

[12] Burada unutulmaması gereken bir gerçek yaşlı kimselerin de zamanında bize bakmış olduklarıdır. Bu kişiler, aktif iş hayatlarının olduğu dönemde maaşlarının 1/3’ünü vergi olarak toplumsal ihtiyaçların giderimine diğer 1/3’ünü SGK birimlerine emeklilik hayatlarında rahat etmek için aktarmışlardır.

[13] Tam işlerlik kazanmadan uygulamaya geçilen sisteme ilişkin sıkıntıları http://bit.ly/XUgXdr adresinde yer alan haberden okuyabilirsiniz.

[14] Devlet vergi toplamak amacında değil, hizmet sunma amacında olmalıdır. Hem kaynakta hem de her alışverişte sair sebepler ile vatandaştan kesilen vergi ve yol geçişlerinde ödenen katkı paylarının karşılığı, neticeten sunulacak ücretsiz ve çeşitli hizmetler ile desteklenmelidir.

[15] Resmi Rakamlara göre; 2003 yılında 3 milyon olan kişisel bilgisayar sayısı 2010 yılında 12,5 milyona ulaştı, bilgisayar sahipliği oranı da % 4’lerden, % 17’lere çıktı.  2002’de 4,3 milyon olan internet kullanıcısı sayısı 2010 yılı sonunda 39 milyona çıktı bu sene sonunda ise söz konusu rakamın 55 milyona ulaşması bekleniyor.  http://gundem.bugun.com.tr/hukumet-ten-bilgisayar-seferberligi-154978-haberi.aspx

[16] Fatih Projesi hakkında ayrıntılı bilgiye http://bit.ly/XBBAt4 adresinden ulaşabilirsiniz.

[17] Birleşmiş Milletler tarafından 03.06.2011 tarihinde yayınlanan “Freedom of expression and new media (İfade Özgürlüğü ve Yeni Medya)” başlıklı raporda Internet erişim hakkının bir insan hakkı olduğuna dikkat çekildi. Raporda özetle; Web’in diğer insan haklarını da destekleyen bir araç haline geldiği, internetin benzersiz ve dönüştürücü doğası ile sadece bireylere fikir ve ifade özgürlüğü sağlamadığı bunun yanı sıra toplumun bir bütün olarak gelişimini de sağladığı bu hali ile diğer insan haklarını da desteklediği, bu nedenle internete global erişimin sağlanmasının bütün devletlerin en önemli önceliği olması gerektiği ve her devletin internetin uygun fiyatlarla, geniş kitlelerin ulaşımına uygun şekilde var olmasını ve kullanımı sağlamakla yükümlü olduğu bu nedenle de internet ortamını sağlamaya yönelik yasal düzenlemeleri amaca uygun ve etkili olacak şekilde geliştirmesi gerektiği vurgulanmıştır. Rapor hakkındaki bilgiye aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz.  http://www.ohchr.org/EN/NewsEvents/Pages/FreedomExpressionandnewmedia.aspx

[18] Ülkemizin BM üyeliği hakkında ayrıntılı bilgiye http://bit.ly/XBHoma adresinden ulaşabilirsiniz.

[19] Bu gereklilik, Normlar Hiyerarşisinden kaynaklanmaktadır. Milletlerarası düzenlemeler Anayasa ve altında yer alan diğer her tür mevzuatın üzerindedir.